#

Ay’a Gerçekten Gidildi Mi ?

Gündemde Artemis projesi varken, Ay ile ilgili birçok ilke imza atmaktan, Ay’a kalıcı üs kurmaktan bahsedilirken “Ay’a aslında hiç gidilmedi yıllardır kandırılıyoruz, Amerika’nın oyunları bunlar hep ”diyen bir kitle de maalesef var. Bu yazımda Ay’a gidildiğini kanıtlayan bilgiler paylaşacağım. 

Öncelikle Amerika’nın o zamanki durumuna değineceğim. 

ABD ile Sovyetler II. Dünya Savaşı’ndan sonra Soğuk Savaş içindeydi. Büyük rekabetle savaşı sürdüren iki ülke birden Uzay Yarışı’na girmişti. Sovyetler o zamanlar bir sürü ilke imza atmıştı. Uzaya ilk uyduyu göndermişti. (Sputnik 1)

Uzaya ilk insan ve ilk kadını da Rusya göndermişti. (Yuri Gagarin- Valentina Tereshkova) Sonra Ay’a inen ilk aracı da Ruslar indirince (Luna-2), ABD iyice hırslanmıştı. II. Dünya Savaşı’nda Japonya’nın iki şehrine attıkları iki atom bombası ile kazandıkları dünya liderliği unvanını kaybetme korkusu ile hemen bir şeyler yapmak zorundaydılar.

Yapacakları en iddialı şey Ay’a insan göndermek olacaktı ki bunun için çalışmaya başladılar. O zaman ki başkan John F. Kennedy şu açıklamayı yapmıştı:

12 Eylül 1962 – Rice Üniversitesinde

“Henüz uzayda çekişme, önyargı, ulusal çatışma yok. Uzayın fethi tüm insanlığın en iyisine layıktır ve barışçıl işbirliği fırsatı bir daha asla gelmeyebilir. Ama bazıları “Neden Ay, neden bunu hedefimiz olarak seçelim?” diye sorabilirler.
Ay’a gitmeyi seçiyoruz… Bu on yılda Ay’a gitmeyi ve diğer şeyleri yapmayı seçiyoruz, kolay oldukları için değil, zor oldukları için; çünkü bu hedef, enerjilerimizin ve becerilerimizin en iyisini organize etmeye ve ölçmeye hizmet edecek, çünkü bu meydan okuma, kabul etmeye istekli olduğumuz, ertelemeye isteksiz olduğumuz ve kazanmayı planladığımız bir hedef.”

Yaklaşık 400 bin kişi bu işte görev aldı. 25 milyar dolar harcama yapıldı. Milyarlarca dolarlık denemeler, füzeler, araştırma istasyonları, tesisler, platformlar, simülatörler inşa edildi. Yani hem maddi hem manevi yönden çok şey harcandı, emek verildi. Sizce de sadece bir kandırma için bu kadar çok masraf ve emek veren insan fazla değil miydi? Az miktarda kişi ve para ile stüdyoda gayet güzel çekim yapılabilirdi. Harcamalardan çalışan insanlardan haberimiz bile olmazdı. Biz zaten gidildiğine inanıyoruz ama gelin stüdyoda çekildiğine inanan komplo teorisyenlerinin 5 iddiasını çürütelim.


1. Bayrak dalgalanıyormuş gibi görünüyor, Ay’da dalgalanması imkansız.

Aslında dalgalanmıyor. Çünkü Ay’da atmosfer olmadığından rüzgar da olmuyor. Dalgalanıyormuş gibi görünen bayrak Armstrong ve astronot Buzz Aldrin’in bayrağı sabitlerden uyguladıkları güçle kırışmasına sebep olmalarından dolayı bu şekilde gözüküyor. Ayrıca bayrak ters “L” şeklinde bir direğe bağlıdır bu yüzden düşük durmuyor. Ay’da düşük bir yer çekimi de olduğu için bu şekil korunuyor.

2. Ay’daki astronotun fotoğrafında astronotun yüz plakasında diğer astronotun yansıması var, ama fotoğraf çekmiyor. Ay’a iki astronot indiyse, fotoğrafı çeken kim?

Tabiki de yansımadan görünen astronot çekti. Aslında fotoğraf makinası astronotun boynuna asılı. Kıyafeti ve başlığı pek müsait olmadığından vizörden bakıp çekemediği için boynuna takılı bir şekilde çekim yapmıştır. Bu ihtimal düşünüldüğü için önceden astronotlar bu şekilde fotoğraf çekmek için de alıştırma yapmışlardır. 

3. Ay’da çekilen fotoğraflarda yıldızlar gözükmüyor. 

Ay’daki fotoğraf çekimleri gündüz Güneş ışığı varken yapılıyor. Bundan dolayı da ayın yüzeyi parlak ve aydınlık gözüküyor. 

Bu aydınlık da, yıldızların zaten daha az olan ışığını iyice yok ediyor.

Zaten o zaman ki fotoğraf makinası da yıldızlarım ışığını yansıyabilecek kadar da hassas değildi. İşte bu yüzden fotoğraflarda yıldızlar gözükmüyor.

4. Van Allen radyasyon kuşağından geçmek imkansız, nasıl geçtiler?

Van Allen kuşakları diye bilinen kuşaklar, Güneş ve Dünya’nın manyetik alanlarının etkileşimi sonucu oluşuyor.

Uzay yarışının ilk aşamalarında, radyasyon bilim insanlarının başlıca kaygısıydı ve astronotların ölümcül dozlara maruz kalacaklarından korkuyorlardı.

İlk 2 alana iç ve dış kuşaklar deniliyor ve bunlar sürekli olarak orada. 3. ve en büyük kuşak büyük Güneş patlamaları sırasında oluşuyor ve sonra kayboluyor. Gördüğünüz gibi bu kuşaklar özellikle Dünya’nın ekvator bölgesinin üstünde çok kalınlar, ancak kutuplara doğru inceliyorlar.  Apollo görevlerinde Güneş patlamalarının olmadığı ve dolayısıyla 3. ve en büyük kuşağın oluşmadığı zamanlar seçildi. Ay’a gidilen rotada iç kuşaktan hiç geçilmedi. 2. kuşağın da en ince olduğu yerler seçildi.

Ancak buna rağmen yaklaşık üç saat radyasyona maruz kaldılar. Bu da bir insanın yaklaşık 3 yılda alabileceği radyasyon ile eşit. Ayrıca Van Allen kuşağını keşfeden James Van Allen bile bu komplo teorisine yani Van Allen kuşağını geçmek imkansız diyenlere gülerek saçmalık olarak nitelendirmişti. 

5. NASA 1960’lı yıllarda insanları Ay’a götürebilecek bir teknolojiye sahip değildi.

ABD bu teknolojiye sahipti. Hatta Apollo-11 görevinde 2 kb RAM ve 36 kb ROM kapasitesiyle dijital bir bilgisayar bile kullanılmıştı. Bu görev için oldukça yeterliydi. İniş sırasında arızalanmıştı ama bilgisayar uzay aracına bağlı olmadığı için inişi etkilememişti. Sadece ABD değil Rusya da sahipti bu teknolojiye. Ay’a ilk cisimi göndermişti. Yani Ay’a cisim göndermek teknolojik olarak sanıldığı kadar zor bir iş değildi. Sadece insan götürüp getirmek zordu zaten buna sebep olan ya da ilham olan şey de yukarı da bahsettiğim gibi ülkeler arası savaş ve rekabet….

Bu kanıtların yanısıra bir de diğer ülkelerin onayı var 

Mesela Japonların 2007 yılında Ay’a gönderdikleri SELENE adındaki uzay aracı 2 yıl boyunca Ay yüzeyini tarıyor ve 3 boyutlu bir görüntü elde ediyor.

Yukarıdaki fotoğraflardan sağdakini  2 Ağustos 1971’de Apollo 15 astronotları çekmiş. Soldakini ise SELENE uzay aracının 3 boyutlu görüntüsünden. Arkadaki beyaz nokta ise Ay’a iniş modülünün motorunun inerken oluşturduğu minik krater. Yani Japonya bu şekilde ABD’nin Ay’a gittiğini ispatlamış oluyor. Ve evet ABD 2. Dünya savaşında Japonya’nın iki kentine atom bombası atarak binlerce insanın ölümüne sebep olmuştu ama buna rağmen Ay’a gidildiğini tasdiklemiş oldular.

Sonra Hindistan Chandrayaan-1 aracıyla, Çin de 2010 da Chang’e 2 aracını göndererek düşük Ay haritası çıkardılar ve elde ettikleri verilerde gidilmediğine dair tek bir delil bulamadılar. Ki bulsalardı tüm Dünya’ya yaymaktan asla çekinmezlerdi. 

Daha sonrasında NASA LRO uydusunu gönderiyor. Ve yüksek çözünürlüklü tarama ile Apollo 11,12,14,15,16 ve 17 nin iniş yaptıkları yeri net bir şekilde gösteriyor. Ve 2009 da çektiği görüntüde ise son insanlı uçuş olan Apollo 17 görevinin izleri açıkça görülüyor. Ay da bırakılan ayak izi tekerlek izleri bile gözüküyor. Bu fotoğraflar da stüdyoda büyük bir özenle hazırlanmadığına göre gidilmedi teorilerini çürütüyor. 

Son olarak asıl rakip olan Rusya bunca yıl gidilmediğine dair tek bir açıklama bile yapmadı. Sonuçta yarış içindeydiler gidilmediğine dair yalandan da olsa açıklama yapıp ortalığı karıştırabilirlerdi. Ama yapmadılar. Bence onlar bile ABD’nin insanlı uçuşunu yalanlamıyorsa saçma komplo teorileriyle kafa bulandırmaya hiç gerek yok. Üzerinden 50 yıl geçti ve her şeyiyle kanıtlandı. Bu kadar kanıta rağmen inkar etmek akıl işi değil diye düşünüyorum.Yakın yıllarda tekrar gidilecek. Bu sefer daha da ileri gidilip üs kurulacak ve yeni görüntüler gelecek. Umarım o görüntülerle beraber inanmayan kitle tamamen biter ve artık gelişmeye, değişmeye ve ilerlemeye başlarlar, başlarız…

2012 senesinde 82 yaşına gelen Armstrong yaşamını yitirmeden önce son röportajını gerçekleştirmişti. Alex Malley ile yaptığı konuşmasında çocukluğundan NASA’nın geleceğine kadar birçok konuyu ele almışlardı. Bu bilgi alışverişi sırasında kendisine gittiği Ay görevinin sahte olup olmadığı soruldu. Armstrong da kısaca şöyle yanıt verdi:

İnsanlar komplo teorilerine bayılıyorlar… Yani, onları oldukça çekici buluyorlar. Ancak bu hiçbir zaman beni endişelendirmedi çünkü biliyorum ki günün birinde birisi tekrar oraya uçup geriye bıraktığım o kamerayı eline alacaktır 🙂